İstanbul'un Fethi - İstanbul Şiirleri (28 Şiir)

Adalara Gitmedinse

Adalara gitmedinse
Boğazda hiç gezmedinse
Modayı da görmedinse
Ne işin var İstanbul?da.

Köprüleri geçmedinse
Balık ekmek yemedinse
Beyoğlu?nu sevmedinse
Ne işin var İstanbul?da.

Emirgan?a gelmedinse
Orda bir çay içmedinse
Güzelliği sezmedinse
Ne işin var İstanbul?da.

Şiir şarkı yazmadınsa
Nostaljiyi tatmadınsa
Şehre âşık olmadınsa
Ne işin var İstanbul?da.

Anlatacak derdin çoksa
Çalışacak işin yoksa
Kalacak bir yerin yoksa
Ne işin var İstanbul?da.

Mutluluğun azaldıysa
Acıların çoğaldıysa
Umutların daraldıysa
Ne işin var İstanbul?da.

Erol Güngör
2001 yılında yazılmıştır.
Tarafımdan bestelenmiştir.
Konserlerde okunmaktadır.

Erol Güngör

Ah İstanbul

Ah İstanbul

Bin dokuz yüz elli dokuz yılıydı
İstanbul?a geldik, şehri çok sevdik
Nüfusu bir milyon, her yer güzeldi
Doğan güneş bile, sanki özeldi.

Ah İstanbul ah, sen hâlâ güzelsin
Fakat o yıllarda, başka güzeldin.
Tranvaylar vardı, çın çın seslerle
Şişhaneden bile kolay çıkardı.

Trafik rahattı, kuyruklar azdı
Her semte dolmuşlar gider gelirdi.
Denizi, boğazı, suyu temizdi
Florya?nın plajları meşhurdu.

Gecekondu azdı, bahçeler çoktu
Her köşesi zerafetle doluydu.
İnsanları biraz daha kibardı
Bayramları çok şen, kavgalar azdı.

İstanbul?da çiçek bile solmazdı
Ve âşık olmak da, mutlaka şarttı.
Ah İstanbul ah, sen hâlâ güzelsin
Fakat o yıllarda, başka güzeldin.

Erol Güngör
1980 yılında yazılmıştır.

Erol Güngör

Bizans Göründü Karşıdan

BİZANS GÖRÜNDÜ KARŞIDAN

Geldik surların önüne,
İçimizde garip bir sevinç
Tamamlamışız vuslatın tadını
Böyle hiç.

Yeditepe kardeş kardeş gülümser,
Boğaz'ın mavi rüzgârları,
Bir esinti sarhoşluğu içinde
İstanbul sizin der.

Elbet bizim olacak İstanbul,
İnanmışız,
Denizlerden, dağlardan, ovalardan gelen
Bu nurlu bahar içinde yıkanmışız.

Temiz ellerimizde açacak,
İstanbul çiçek çiçek.
Şimdi surlar önünde dalgalanan bayrak,
Yarın Bizans göklerine yükselecek.

Arif Hikmet PAR

Arif Hikmet PAR

Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...

İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle Istanbul'da bul!

İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.

İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,

İstanbul,
İstanbul...

Necip Fazıl KISAKÜREK

Necip Fazıl KISAKÜREK

Fatih Sultan Mehmet Han

Babasının yapmak istediğini o yaptı
Kuşandı kılıcını zırhını
Aldı askerlerini yanına
Tek hamlede bindi atına

Babası için aldı İstanbul'u
İstanbul başkentimiz oldu
Herkese karşı hoşgörülü oldu
O kimmi FATİH SULTAN MEHMET HAN

can sarıtaş

Fethin Sabahında

Gökler eğilip dağlara "kimdir" diye sordu,
Kimdir bu gelen gözleri şimşekleniyordu...
Bir kır atın üstünde ufuklar gibi mağrur,
İstanbul'a kartalca bakan gözleri kordu...

Birden enginlere şahlandı küheylan,
Birdenbire gök kubbesi deryalara vurdu...
Yol vermek için Marmara deprendi yerinden,
Yol vermek için Fatih'e rüzgar bile durdu...

Aksetmede tek bir sesi heybetle semada,
Şahlanmada bir çağ yaratan "dev gibi ordu..."
Kaç yüz senelik köhne Bizans can veriyordu,
Tanrım bu ne kudret,bu ne heybet,bu ne zordu...

Talha Sağlam

Fetih Marşı

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek...
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek...

Yürü: "Hala, ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen... Gönüldesin, baştasın:
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Bu kitaplar Fatih'tir, selim'dir, Süleyman'dır;
Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan'dır;
Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!

Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan;
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan...

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın...
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü, arslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye, kendinle savaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Arif Nihat ASYA

Arif Nihat ASYA

Fetih Zamanı

Havanın mavisinde, denizin yeşilinde
Bir türkü, Ortaasya'dan beri duymuşuz.
Anamızın sütünden bayraklara kadar
Yüce fetihle büyümüşüz.

Yakmış gecemizi yıldızlar
Burçlardan yana uyanmışız.
Bir yazı gibi tepeler alnında
Yazılmışız, silinmişiz.

Nur ile kuvvet ile aşk ile
Kaderin büyüsünü bozmuşuz.
Görmüşüz suretini güzelliğin
Koca feleklere görünmüşüz.

Cihanın yarısı gök;
Önünde şehit şehit durmuşuz,
Cihanın yarısı İstanbul
Almışız.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Fetihle Fatih

Allah diye çağlarken gözlerden sel
Boş çevrilmez duaya açılan el

Yeter ki istesin yüce yaradan
Peş peşe yürür gemiler karadan

Günlerce hisarı dolaştı, gezdi
Önce tasarladı sonra da çizdi

Hazırlıklar yaptı vermeden emir
Döktürdü topları eritip demir

Bin dört yüz elli üç mayıs sabahı
Son bulacaktı mazlumların ahı

Nur yüzüyle Akşemseddin secdede
Sabahlara kadar alnı yerlerde

"Ya Rab! Onca sahabeler aşkına
Dağıtıp çevirme bizi şaşkına

Üçler, beşler, kırklar, yediler için
Yardım et ki; düşmesin, yerlere din...

Bir yol göster milletime ne olur
Parçalansın Bizans'ı koruyan sur

Ya Rab! Sevinç doğdur mahzun yüzlere
Ya Rab! Nasip et zaferi bizlere..."

ğsüne hançer saplandı Bizans'ın
Halkına zulmeden kim varsa yansın

İlay-ı Kelimetullah yönünde
Açıldı kapılar fethin önünde

Şehitlik için ön safta koşarak
Diktiler bayrağı surlar aşarak

"O; ne güzel er, ne güzel komutan"
Kıldı İstanbul'u bizlere vatan

Peygamber sözünü doğrular fetih
Sultan Mehmetken oluverdi Fatih

HALİL MANUŞ

Halil MANUŞ

Diğer İstanbul'un Fethi - İstanbul Şiirleri

[1]2 3 4

İstanbul'un Fethi - İstanbul Şiirleri İçin 386 Şiir Bulundu.

EĞİTİCİ ÇOCUK ŞİİRLERİ ANA SAYFAYA DÖN